Kendin olmak, özgün olmak /Ahmet Bektaş

Kendin olmak

“İlim kendini bilmektir” der Yunus.
“Göründüğün gibi ol” der Mevlana.

İnsan, küçük bir kâinat.
Evrendeki her hadise onu etkiliyor.
İnsan kendisine kayıtsız olmadığı gibi içinde yaşadığı topluma da kayıtsız kalamıyor. Çoğu zaman ikileme düşüyor. Toplumda kabul gören modeller içersinden kendine en uygun olanı bulamadığında çıkmaza giriyor. Bu durumda ya kendi gibi olacak ya da toplum tarafından sıra dışı görülecek. Bu yüzden çokları kendi gibi olmayı başaramıyor. Toplumun kabul ettiği/edeceği bir konumu seçip kolayına kaçıyor. Seçtiği sosyal çevrenin gereklerine uyma zorunluluğu hissettiği için yeniliğe de cesaret edemiyor. Yenilik yapmayı istese bile başarısız oluyor. Çünkü toplumu yönlendiren geçmişten devralınan gelenekler ve saygın makamlarca tescil edilmeyen davranışlar yanlış kabul edilecektir. Sağcı-solcu, dinci-laik, zengin-fakir, köylü-kentli, tahsilli-tahsilsiz, tesettürlü-açık, efendi-hayta, sinirli-sakin vb. Rolleri de kendi isteği haricinde, toplumun kabul ettiği normlar dâhilinde oynamak zorunluluğu duyacaktır.
Kahve arkadaşlarının kendisine biçtiği tarz haricine çıkamayan bir delikanlının gönlünce davrandığını söyleyebilir miyiz? Zengin olduğu için kibrinden insan içine karışmayana ne demeli? Tesettürlü/açık şöyle yapar/yapmaz şeklinde yaşamını sınırlandırana… Laiklik uğruna, din uğruna, sağcı-solcuyum diye lüzumsuz çıkışlar sergileyenlere ne demeli?
Sonuç:
Doğruları bilirsek yanlışların tamamını bilmemize gerek kalmaz. Yalnızca doğru yapmaya meyleden az yanılır. Yeter ki yaptıklarını kendi iradesiyle, isteğiyle yapsın. Kendi gibi olmayan taklit ederek yaşayanlar; mutlu da olamaz, hayatı hakkıyla yaşayıp terakki de edemez, yeniliklerden uzak kalırlar.
Hadi kendimiz olalım.
Kendimiz gibi davranalım.
Başarabiliriz!
Saygılarımla.

Ahmet BEKTAŞ (Edebiyat Defteri Atölye-Mor Fincan-)
Not:Ahmet Bektaş' a teşekkürler
....................................................................................................................................................
Hep sordum,soruyorum,soracağım ... 
Öncelikle kendime?

Ne güzel,hep sorarız tartışma konuları açarız,"özgürlük nedir*" işte özgürlüğün olmazsa olmaz koşulu, -yada tek koşulu desek de fazla abartı sayılmaz-"kendin olabilmektir" bunu kaçımız başarabiliyoruz? Nelere rağmen? Kimlere rağmen? Hangi yüreklilikle?Kendimizin ne kadarını yaşayabiliyoruz, kendimize rağmen....

Sevilmeden, onaylanmadan, olduğumuz gibi sevebilenlerle yetinebilir miyiz? Ya da bir başka deyişle; bizi biz olmaktan çıktığımızda sevenlerin onaylayanların sevdiği beğendiği "Biz" biz miyiz?Ya da ne kadar "biz"iz?

Kendimiz olmamanın bize getirdikleri,neyin bedeli? Değiyor mu?Bunlara benzer birkaç sorgulamanın bile yüzümüze rahatça vurabileceği gerçekten kaçmayı nasıl başarabiliyoruz?

Kendimiz olup kendimize saygı duymanın tadı, güzelliği,farklılığı,bizi istedikleri gibi eğip büktükten . boyun eğdirdikten sonra, kendilerine benzetip sevenlerin sözde -koşullu- sevgisi ile kıyaslanabilir mi?Kişiliğimizi, bireysel farklılığımızı yok ederek bizi aralarına alan bizi beğenenlerle kalabalık olmaktansa,çoğalmaktansa,inatla, yüreklilikle özgürlüğün, özgünlüğün bedelini ödemenin zorluğuna -ne yazık ki kesin olan yalnızlığına- değmez mi?
...

aylin -K

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !